Müziğin Protestosu, Protestonun Müziği
2008 yılından beri İstanbul’da müzik çalışmalarını yürüten muhalif death / thrash müzik grubu Vortex Of Clutter’dan Zafer ve Furkan ile siyaset, hayat, müzik ve yeni albümleri üzerine keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifle ve merakla okuyacağınızı umut ediyoruz.
-
Grubun anlamından ve oluşum sürecinden biraz bahsedebilirmisiniz?
Zafer : Biraz kaotik, biraz klasik maço triplerinden uzak bir isim arıyorduk. Ama etkilendiğimiz şeyleride içermesini istiyorduk. Daha çok muhalif sözlerle dışa vuruyoruz. Ayrıca çok ciddi sözleri söylerken bile gülen,eğlenen adamlarız. Vortex of Clutter adı Coroner’in ‘Mental Vortex’ albümünden etkilenerek belirlendi.Şimdi yurt dışında olan eski bateristimiz Özgür ile oluşturuldu. V.O.C kelime anlamı olarak kargaşa girdabı anlamı gelip kaos ve isyanı ifade ediyor.
Furkan: Aslında grubu kuranlar Özgür ile Zafer. Ben gruba daha sonradan dahil olanlardanım. Benden önce Özkan Tosun vardı. Ankara’lı Solitude grubunun basçısı. Solitude grubunun oluşması ile Özkan ayrılmak zorunda kaldı. Kısaca 2008 yılında Özgür ve Zafer tarafından temelleri atılan grubumuz Güneş ve Furkan katılımı ile çekirdek kadrosunu oluşturdu.
-
Müzik gruplarında genel kararlar, grubun geleceği kurucular üzerinden gerçekleşir. Mülkiyet olgusunu tetikleyen, kollektivizmden uzak kurucu çerçevesinde şekillenen durumlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Kurucu kavramı sizin için geçerli midir ?
Z: Bizde kurucu kavramı şarkı temellerinde anti-militarist bir yapı izlediğimiz için kesinlikle kıdem, rütbe olgusu barındırmamaktadır.Fakat biraz keyfi şekillendiğini söyleyebilirim. Benim müzikal fikirlerim çerçevesinde şekillendi diyebilirim. Bu kesinlikle bir dayatma sonucu değil biraz deneyim ile alakalı. Ortak kararlar ise grup üyeleri ile birlikte almaktayız. Genel olarak güfte ve beste yazımından sonra fikir havuzunda toplanan önerileri değerlendiriyoruz ve ardından herkesin katabildikleri ile ortaya bir eser çıkartıyoruz. Sonuç itibari ile oluşan süreç ortaklaşa bir karar ile belirlenmektedir. Fakat şu ana kadar güfte yazımı konusunda ufak tefek değişimleri saymazsak kişisel katkılarım ile ortaya çıktı.
-
Güfte yazımında senin dışında kalan üyelerin üretime katkıda bulunmalarını destekliyor musunuz?
Z: Tabiki. Özellikle vokalisti söz yazmaya teşvik etmeye çalışıyoruz.
-
Güfte yazımı süreci nasıl işledi?
Z: Besteler oluşmadan önce ana hatları ile bir kompozisyon belirliyoruz. Sonra bunun üzerine parça parça ya da bütün halinde sözleri dağıtıyoruz. Mesela 15-16 Haziran İşçi Direnişini konu alan ‘Proletaria Prevails’ şarkısında bunu uyguladık.
F: Aslında bakarsanız ilk önce hangi temanın işleneceği belirleniyor. Daha sonrasını kollektif bir şekilde örüyoruz.
-
Müzik yaşantınızı devam ettirebilmek için nelerle uğraşıyorsunuz ?
Z: Para kazanmaya çalışıyoruz. Hayatımızı düzene sokmaya ve oturtmaya çalışıyoruz. Ben 2 senelik üniversite mezunuyum. Yeni yeni iş bulmaya başladım. Bir yandan maddi olarak grup ile bağımı kopartmamak için maddi desteğe ihtiyacımız var, bir yandan da hayat için.. Güneş arkadaşımızı Aralık ayında evlendiriyoruz. Gökhan ise üniversite öğrenimine devam ediyor.
F: Bende 9 yıldır bir çağrı merkezinde çalışıyorum. Zaten bir şekilde karnınızı doyurmak için çalışmak zorundasınız. Ben işimin uzak olması nedeni ile ailemden ayrı yaşıyorum. Dolayısı ile bu biraz daha yükü fazlalaştırıyor. Bu yüzden çalışmak zorundayız.
-
V.O.C söz yazımı sırasında hangi kaynaklardan beslenmektedir?
Z: Ben tarih mezunu olduğum için özellikle Anadolu coğrafyasında yaşayan Şeyh Bedreddin’i , 15-16 Haziran İşçi Direnişini “Uniformed Killers” ‘da dolaylı olarak Hrant Dink’in katledilişini ve faali meçhulleri anlattık. Genelde rahatsız olduğumuz ve öfke duyduğumuz konuları anlatıyoruz.
-
”Everlasting Journey” albümünüzde September 80, Şeyh Bedreddin ve outro* olarak Mourning on Serez parçalarınız var. Mourning on Serez enstrümental olarak Şeyh Bedreddin’in asılması ve ardından oluşan ruh halini, acıyı ve öfkeyi çok iyi hissettiriyor. Bu şarkılardaki konuları işleme sebebi ve anlatmak istedikleriniz nelerdir ?
Z: September 80 şarkısında 12 Eylül darbesini ve cunta yönetimini anlattık. Bu şarkıda 12 Eylül darbesinin toplumda oluşturduğu travmayı anlatmanın yanında anti-militarist düşünce yapımızı da ifade ettik. Kişisel olarak ben dolaylı yollar ile 12 Eylül mağduru değilim. Doğrudan mağdurum. Biz babamdan dolayı 5 yaşında iken açık görüş kapılarında bekledik. Bu yolda ailem parçalandı, yara aldı ve bedellerini ödedik. Ailemin seçtiği yolun bedelini hepimiz doğrudan ödedik. Bu yüzden September 80.
Ülkemizdeki faşist metal grupları özellikle İstanbul’da olmak üzere ülke genelinde oldukça fazla bulunmakta. Bu gruplar atalarının kültürlerinden bahsediyorlar. Bizim atalarımız kan bağı ile takibi sürdürülebilen bir şey değildir. Atalık kavramı bizim için böyle değildir. Bizim için ezilenlerin tarihi ortak tarihimizdir. Bunun en temel örneklerinden bir tanesi Anadolu’daki isyancı gelenekten gelen Şeyh Bedreddin’dir.
-
İleriki çalışmalarınızda ön plana çıkartmayı düşündüğünüz tarihsel kişi ve olaylar nelerdir ?
Z: Şeyh Bedreddin’den bahsettik. Sonra Pir Sultan Abdal’dan bahsedeceğiz. Albümden sonra çıkacak olan türkçe EP’de tarihsel önemi olan Pir Sultan Abdal hakkında bir şarkımız olacak. Bu albümde ayrıca yerli bir muhalif grubun parçasını yorumlayacağız. Şimdilik isim konusunda süpriz olarak kalması daha uygun olacaktır.
-
Şarkılarınızın bazılarında anti-militarizm vurgusu yapmanızın sebebi nedir ?
F: Militarizm olgusundan aşırı derece rahatsız olan insanlarız.
Z: Yani ülke içerisinde dönem dönem konuşulan zorunlu askerlik ile alakalı. Yine doğrudan bizi mağdur eden, doğrudan rahatsız olduğumuz konulardan birisidir ülkedeki miltarist hareket.
-
Sizin açınızdan şunu söylemek doğru olur mu? Hem zorunlu askerlik kapsamındaki militarizme hem de devrimci mücadele içerisindeki verilen savaşıma karşısınız ?
F: Kesinlikle. Her iki anlamda olan militarizme de karşıyız. Biz nihai amaç ve hedeflere topla-tüfekle ulaşılması gerektiğini düşünmüyoruz.
-
Size göre sanatçının toplumdaki işlevi ne olmalıdır?
F: Aslında ne kadar sanatçı olabildiğiniz ile alakalı. Herkesin sanatçı olgusu farklı.
Z: Sanat aslında sadece bir araç. Doğrudan resim ya da müziği kullanarak hiçbirşey değiştiremezsiniz. Ama bir altyapının oluşmasını sağlarsınız. Bu tabiki hiçbir zaman teslimiyetçi bir çizgide olmamalıdır. Piyasaya teslim olmadan toplumun geniş kesimlerine el verdiğince ulaşmak ve değiştirmek önemli olmalıdır.
F: Zaten piyasalaştığınız takdirde kendi hedeflediğiniz kitleden dışarı çıkıyorsunuz. Yaptığınız şarkıları, yazdığınız sözleri anlamayacak, takmayacak olan insanlara ulaşmanın bir anlamı yok. Kısacası geniş kitlelere yayarken aynı zamanda şarkılarımızı dinlediklerinde onları özümseyecek insanlar veya toplumlar önemlidir.
-
80’den sonra özellikle dünyadaki teknolojik gelişmeler ile beraber kapitalizm popüler kültürü yansıtırken aynı zamanda sinema, tiyatro, müzik ve karikatür gibi dallarda kendi içerisinden ‘sanatçılar’ çıkartmaktadır. Bunlar kimi zaman düzen içi muhalif kimi zamanda radikal olabilmekte. Sizce sanatçının sınıfsal bir duruşu olmalı mıdır?
Z: Sanat yeri geldiğinde apolitik de olabilen birşey. Apolitik olduğu halde sanatta gotik bir eser, estetik bir disiplinde sanatsal yargılar ve değerlerle ölçülebilir. Mesela bir doğa manzarasına baktığımız zaman genel estetik yargılar ile politize bir unsur kullanmadan değerlendirebiliriz. Ama aynı zamanda toplumsal anlamda düşündüğünüzde sosyolojik bir noktaya vurgu yapmanız gerektiğinde politize etmeniz gerekecektir. Bu tamamen kişinin bakış açısına göre değişir. Sanatı yapan sanatçının ulaşmak istediği kişi ve topluluklara göre değişir. Doğallığında sınıfsal bir duruşu olmalıdır.
-
Ana gündemi 12 Eylül darbesi ile hesaplaşılacağı söylenen referandum hakkında grup ya da bireysel olarak tutumunuz ne oldu?
Z: Bizim grubumuzun bilinç olarak net tavrı var fakat her siyasi olgu karşısında herkesin bireysel görüşleri var. Ben, Güneş ve Furkan boykot tavrımızı kullandık. Ayrıca tabiki hayır diyenlerde oldu. Ülkede nasıl bir kutuplaşma olduysa bize de yansımaları olmakta. Grupta boykot eden cephe adına şunu söylemek istiyorum. AKP çirkin hesaplar peşinde. Bakkal defteri hesabı ile birşeyler yapmak istiyor. Ortaya ‘iyi’ birşeyler koyuyorsa diğer taraftanda elindeki kozları oynamaktan çekinmiyor. Öbür taraftanda babama işkence yapmış adamların koyduğu kanunlara evet demiş olacaktım. Darbe anayasası ya da şimdiki hali benim anayasam olamaz. Bunu kabul edemezdim.
Siyaset bireysel tepkilerin de bir sonucudur. Bu benim ve benim de içinde olduğum binlerce insanın bir tavrıydı. Pragmatik anlamda düşünürsek çok mu faydalı oldu, tartışılır. Ama benim bireysel bir tepkimdi. Ayrıca hangi tarafa oy kullanmak istesem rahatsız olacaktım.
-
Toplumsal gündem ve bu gündemler etrafında şekillenen eylemlere katılıyor, destek veriyormusunuz?
Z: Bu sürece katılımımız eksik gerçekleşti. Takip ettik, destekledik. Yeri geldi davulcumuz Özgür ayrılmadan önce katıldı. Ama biz kendi içimizde işten dolayı gitmek durumuna gelemedik. Çoğu zaman da olamayacak gibi gözüküyor. Çünkü çok zor şartlarda bir yandan yaşayıp bir yandan da müzik yapmaya çalışıyoruz. Ama son 1 Mayıs’a ortaklaşa gittik.
-
Her sanatçının yaşadığı problemler vardır. Sinema emekçilerinin, karikatürcülerin v.b. . Sizin dışınızda gerçekleşen problemlerde ortak hareket etme çabanız ve düşünceniz var mı ?
Z: Bizim gibi müzikal tarz olarak ortak olmadığımız fakat düşünsel olarak yakın şeyleri söylediğimiz Ferec, Seksen v.b. gruplar ile birlikte ortak bir gece düzenleme fikrimiz var. Bunun tabi maddiyat kısmı da var. 80 Almanya’sında “Rumble Militia” grubunun oluşturduğu anti-faşist bir topluluk konser çıkışlarında faşist gruplar ve dinleyicileri ile satırlı-sopalı kavgalara tutuşuyorlardı. Bizim isteğimiz tabiki şiddet unsurunu kullanmamak. Rumble Militia’nın öncülük ettiği böyle bir topluluğu oluşturmak da fikirlerimiz arasında.
-
Sonipshere, Rock’n Coke ve UniRock gibi festivaller rock müziğin geçmişteki kısmen muhalif, isyankar yönü üstüne perde çekerken aynı zamanda sermayenin rant ve para alanı olarak kullanılmaktadır. Sizin bu festivaller hakkında düşünceleriniz nelerdir ?
Z: Rock’n Coke festivalini hiçbir zaman desteklemedik. BarışaRock’ı temiz olduğunu düşündüğümüz dönemlerde destekledik. Daha sonra kulağımıza gelen duyumlar oldu. Organizasyon yapmak başlı başına zor bir olay. Bunu ticarileştirmek zaten organizatörlerin temel aldığı bir durum. Hiç kimse sosyal bir tepki koyalım diye ticari bir organizasyona girişmez. Rock’n Coke gibi festivaller ticaridir ve yanlıştır. Bu konuda hepimiz hem fikiriz. Çünkü müziğin ve sanatın parayla satılması iğrenç bir durumdur.
Unirock gibi bir organizasyonun ülkemizde olması, ticari ya da değil, büyük bir şanstır. Çünkü dinlemek istediğimiz müzik dalının altyapısının oluşması ayrıca insanların birşeylere ulaşabilmesi önemlidir. Biraz herşeyin underground kalmaması gerekiyor. Underground müziğin kendi içerisinde olumlu noktaları çok fazladır.
-
Yakın zamanda çıkacak “Source Of Sickness” LP albümün çalışmalarınız ne durumda? Belirli bir tarih var mı?
Z: Albüm bizim çok canımızı yaktı. Aralıktan beri uğraşıyoruz. Mastering / Mix aşamasında şu anda. Bütün teknik işler bittikden sonra albümümüzün promosunu yurtdışındaki birkaç firmaya gönderdikten sonra anlaşmaya çalışacağız. Sonra yurtdışından gelen orjinal kopya ile elden çoğaltarak çevremize dağıtmayı düşünüyoruz. Tarih vermek zor ama 2010 sonuna kadar yetiştirmeye çalışıyoruz. Ayrıca albüm ve single çalışmalarımızı internet sitemizden ücretsiz olarak indirebilirsiniz.
-
Son olarak neler söylemek istersiniz ?
Z: Gitarla gürültü yapmaya çalışan kibirli insanlar olacaktır. Ama rock’n roll’un muhalif ve isyankar yönünü koruyan müzisyenler her zaman var olacaktır.
-
Kaldıraç dergisi olarak müzik ve emek yaşamınızda başarılar diler, röportaj için teşekkürlerimizi sunarız.
