
“Bandista sınırlardan ve sömürüden kurtarılmış özgür bir dünyaya ulaşmak adına ses, metin ya da görsel olarak mümkün tüm medyaları söküp yeniden takmaya dayanan bir müzikal eylemi benimser. Her Bandista performansı öfke ve coşkuyla harmanlanmış durumcu bir deneydir.” der Tayfa Bandista.
-
İlk önce tayfanızın ritmini tutan kardeşimiz Ali Aslanbay’ı devrim ve özgürlük mücadelesinde saygıyla anıyoruz. Ali’yi anma vesile ile bir hatıranızı anlatabilir misiniz?
Birlikte Bandista’yı kurduk; anısı attığımız her adım ve söylediğimiz her söze içkindir. Yaptıklarımız ve yapacaklarımız bizzat ona dair hatıralardır.
-
Bandista ve “de te fabula narratur” nasıl ve hangi amaç çerçevesinde hayat buldu?
Bandista bir ihtiyaçtan hareketle yan yana geldi. Burada ihtiyaçı tespit edip gidermek için kolları sıvadık demiyoruz. Bizzat bizim hayatlarımız ve eylemlerimize dair duyduğumuz bir ihtiyaçtı bu. Bir yürüyüşün, muhalefet ve mukavemet âleminin parçasıyız ve bu âlem içinde onlarca farklı direniş biçimiyle yer alınabileceğini düşünüyoruz. Bandista örneğinde de farklı farklı alanlarda metinsel, görsel bizzat bedenleriyle direnişte olanlar müzikal bir formu da direnişin içine kendi meşreplerince sokabileceklerini düşündüler ve uyguladılar. Herkese de bunu telkin ediyoruz. Direnişimizi her alana yayalım. Var olmak direnmektir.
-
Sitenizde “bir oppa tzupa zound zystem hareketidir” [1] şeklinde bir hareket ve anlaşıldığı üzere tayfada buraya dahil. Bu hareket hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Katılmak isteyenler için bir manifestosu var mıdır?
opzZz! her şeyden önce icabet bekleyen bir çağrı; bir büyük kolektif, birliktelik yahut özörgütlülük umudu. Kültür Endüstrisinin hayatın her alanını kuşattığı mevcut durumda kendi medyalarımızı, üretim olanaklarımızı, savunma mekanizmalarımızı ve kültürümüzü oluşturmamızı murad eden ve bu amaçla eyleyen bir büyük gövde.Peki bu oluşum nasıl bir dayanışma ve yardımlaşma ortamı sağlamakta?Her şeyden önce yapılabilir kılmak derdi olan bir birliktelik bu. Teknik ve lojistik imkânları örgütleme, hukuk ayağını var edebilme, üçüncü kişilerle ticari ilişkileri adilâne bir hatta taşıyabilme ve bir bütün olarak, isimleri üreten ve tüketen (müzisyen ve dinleyici) olarak anılsa da aynı sömürü mekanizmasının içinde yer alanları kültür endüstirisi kanalları dışında buluşturabilmek için uğraşmakta. Paralarını emeklerimiz üzeriden çoğaltan yapımcılara ihtiyacımız yok, yapabiliriz, herkes yapabilir. Hepimiz kendi kayıtlarımızı, müziğimizi, tarihimizi devrimimize yapar ve yayarız şiarıyla dayanışmaktayız. Dayanışma özgürlük için yegane yolumuzdur.Çağrıldığınız eylem ve etkinlikleri tayfa olarak politik bir elekten geçirip mi değerlendiriyorsunuz? Yoksa mümkün olduğu oranda her yere yetişmek mi eğiliminiz.Biz dahil olduğumuz eylemlere müzisyen olarak değil eylemci olarak katılmayı tercih ediyoruz. Dolayısıyla söz konusu eylemin niteliği, örgütlenme tarzı, dili ve pratikleri bizim meselemizdir. Muhtelif eğilim, gelenek, tarih ve teşkilatlar içinden bir araya gelmiş bir tayfayız ve anti-kapitalist, cinsiyet ayrımcılığına karşı, anti-otoriter, anti-faşist, feminist, ekolojist, anti-militarist bir cephede uzlaşıyor ve eyliyoruz.”
-
İcra ettiğiniz müzik türünü dub[2]/ska[3] olarak ifade etmektesiniz. Bu müzik türünün kısa tarihçesi hakkında bizi bilgilendirir misiniz?
İcra ettiğimiz müzik türünü aslında “ista” olarak nitelendiriyoruz. Bu bir kolaj müziği, tür bağımsız bir söz ve eylem sunma biçimi. Kulaklarımıza ve hayatlarımıza temas eden her bir tür, söz, vaka yahut mücadeleyi –kendi eleştirel süzgeçlerimiz her daim açık olmakla birlikte– Bandista hikâyesinin bir parçası yapmak ve yaymak gayretindeyiz.
-
Tayfa Bandista “de te fabula narratur” mesaisinde sonra politik hareketlerin okur veya sempatizanları tarafından devrimci ve enternasyonalist marşları yorumlamanız üzerine “dejenerasyon” şeklinde ifade bulan söylentiler duyuldu. Kısacası sevende oldu, eleştirinin dozajını kaçıranlarda. Bu konudaki fikirleriniz nelerdir?
Devrimci ihtiyatlılık önemli bir ilkedir. Tarihimiz egemen sınıflar tarafından yazıldığı ve ihtiyaç dahilinde sömürüldüğü müddetçe bu türden bir ihtiyatlılığın hakim olması kadar doğal bir şey yoktur. Lakin önemli olan eylemin öğrettikleridir. Biz hep bu âlemin içindeydik ve bir cephe daha açmaya çalıştık. Tanışma ve cephenin topyekûn direniş içine kabulü ne mutlu ki kısa sürdü diyelim. Muhafaza etmekten yana değiliz. Sözü çoğaltmak, dönüştürmek, yaymak, yapmak-sökmek-yeniden yapmak ve sürekli devrim olmaktır meselemiz. Halkız, avamız, marşlarımız anonimdir ve biz de bu anonimin bir parçasıyız. Kendi meşrebimizce söylüyoruz. Ve sadece bu kadar da değil.
-
Nazım Hikmet,Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya. Devrimci Sosyalist mücadele içerisinde ezilen halkların, işçi sınıfın gözü,kulağı ve sesi olarak yaşadılar, yaşatıldılar. Lakin TC egemenleri Nazım’dan bu yana birçok devrimci aydının siyasi duruşunu silip, yerine aşklarını ve hümanist yönlerini cımbızla çekerek kapitalist restorasyona göre paketleyip kitlelerin önüne sunma “gayreti” içerisinde. En son “An Gelir -Ahmet Kaya -Onsuz On Yıl” etkinliğinde bunu gördük ve siz de katılmayı ret ettiniz. Sanki ülkedeki sosyalist ve devrimci hareketler, kapitalist-emperyalist sistemin saldırılarına karşı önderlerini savunmada veya sahiplenmede yeterli hamle ve eylemleri gerçekleştiremiyor gibi geliyor. Sizce eksik bir şeyler var mı ?
Ne tarihimiz içinde simgeleşmiş kimi isimlerin önder olduklarını söyleyebiliriz ne de önder kültüyle bir işimiz olduğunu. Bu yoldaşlarımızı ve uğruna sarf ettikleri çabaladıkları, üzerlerinde görünür olan düşünceler ve mücadeleleri bizimdir. Yoksa kimseyi ‘sen eksik sahiplendin, sen yanlış savundun’ gibi cümlelerle yargılamak değil işimiz. Ancak hepimiz yan yana geldiğimizde inşa olabilen bütünlüklü bir mücadeleye ihtiyacımız da aşikar. Bu yan yanalık adına dost ve yoldaşlarımızı nev-liberalizmin normalleştirme operasyonuna terk etme niyetimiz yok. Hakikate hakikat muamelesi yapmak devrimcidir ki bir fantazmaya terk etmek niyetimiz yok. Hayat, olduğu gibi.
-
Bir röportajınızda “devrimci sanatın yüceltilmesine karşıyız.” dediniz. Sizin bugün ya da devrimden sonraki sanata bakış açınız ve düşünceleriniz nelerdir? İfade etmek istediğiniz “devrimci sanata karşı olmak” sosyalist sanata karşı olmakla eşdeğer bir düşünce mi ?
Şöyle toparlamak daha doğru, sanat ve sanatçı diye özel bir alan tarifine karşıyız. Bizim için hayat bu denli parçalı değil bütündür. Muhtelif eylem ve muhtelif ifade biçimleri mevcut. Bu ifade biçimlerinin bir kısmı burjuvaziye ait formal estetik paketleme içinde bir takım sanatlar olarak anılıyor. (Satın) alıcısına ulaşabilecek düzeyde ehlileştirilmiş ve köşeleri buna göre belirlenmiş olana diyorlar sanat diye. ‘Bu sanattır, buysa değil’ gibi kategorizasyonlar buyurabilme gücü de pek hoşlarına gidiyor. Pankart bir tualdir diyelim mi o zaman? Slogan bestedir, çatışma beden performansıdır, devrim ise .. işte bunu tarif etmeye asla yetmeyecek algıları:)
-
Albümlerinizi web üzerinden hiçbir ücret karşılığı olmaksızın dağıtıyorsunuz ve çoğaltılsın istiyorsunuz. Lakin verdiğiniz emeklerin ,ekipman ihtiyaçlarının, stüdyo masraflarının karşılanması için az ya da çok “1” karşılığı olması gerekli değil mi ?
Dayanışmanın ve müşterek bir hayat örgütlemenin çeşitli biçimleri var. Bizim üretimlerimiz anonime aittir, oradan aldık ve yine oraya bırakıyoruz. İndirilip, çoğaltılıp, dağıtılması kadar doğal bir şey yok zira herkese ait. Değişim değeriyle değil kullanım değeriyle ilgileniyoruz. Bunları gerçekleştirebilmek için yöntemimiz kendi emeğimizi sömürmek değil elbet. Bandista’nın sürdürülebilirliği için ise muhtelif ekonomik eylemler mevcut. Modelimiz emek karşılığı ilkesini işletmek, ürettiğimiz herhangi ekonomik değerden payımıza düşeni almak suretiyle dayanışma işlerinin sürmesini mümkün kılan bir çember fikri üzerine kurulu.
-
Rage Against The Machine [4] grubunu bilirsiniz belki. Bir dönem anti-amerikan ve anti-emperyalizm vurgusu ve yaptığı müziğin çekiciliği ile kitlelere ulaştı. Ardından Sony Müzik ile bir antlaşma imzaladı. Bu antlaşma dinleyicileri tarafından çok büyük tepkilerle karşılandı. Grup “daha fazla kitleye ulaşıp, ideolojimizi yaymak için böyle olması gerekli” şeklinde bir açıklamada bulundu. Sizce bu taktik olarak uygulanabilir mi? Etik midir?
Senin de söylediğin gibi bu bir taktik meselesi. Niyet sorgulaması yapmak doğru değil. Lakin bir müzik grubu sadece bir müzik grubu değildir. Ortasında durduğu, içinde yaşadığı koca bir hayat, yoldaşlar, sözünü yayma mekanizmaları, müşterek eylemler vardır – yahut yoktur. RATM örneğinde –yahut muhtelif başka örneklerde– eğer ideolojilerini yaymak için müzik market ve sony müzik mekanizmasına ihtiyaç duyduklarını düşünüp bu yönde karar vermişlerse izlemek ve görmek gerekir ve elbette hesap sormak. Biz de kendilerinden çok şey öğrendik elbet. Ancak buradan oluşturdukları ekonomiyi ne amaçla kullanıyorlar, yahut eylem zamanı geldiğinde artık geri mi duruyorlar, yoksa başka bir hayatı kurmak için görünmez de olsa çabaları bir şekilde sürüyor mu? Gibi sorular önemsiz değildir.
-
Bu zamana kadar çıkan bütün albümleriniz yakın veya genel gündeme dönük söz söyleme işlevini yerine getirdi. Bir sonraki çalışmalarınızda işçi-emekçi ve ezilenlerin tarihinden hangi kesitleri anlatmayı planlıyorsunuz ?
Tarihi ezilenler yazar, egemenler tahrif eder. Sınıfın tarihi kesintisiz ve tekrarlı bir sömürü ve başkaldırı tarihidir. Geçmiş, bugün ve gelecek, zaman bağımsız ve iç içe tüm direnişleri, hikâyeleri, mağlubiyet ve galibiyetleriyle Bandista’nın meselesidir ve anlatılacaktır.
“hiç bir hakkı mahfuz değildir”
www.tayfabandista.org
[1] www.opzzz.org
[2] Dub köklerini reggae müzikten alan bir Jamaika müziği olarak 1960larda doğmuştur. En basit tanımla müzikten vokallerin çıkarılması (belirli bölümlerin tekrarları hariç) ve reverb, yankı (echo) efektlerinin eklenmesiyle oluşturulan bir çeşitleme olarak yapılır.
[3] Jamaika kökenli ska müziği rocksteady, reggea gibi bir çok müzik türünün çıkmasına yol açmıştır, karayip mentosu, kalipso, jazz ve blues içerir. 1960 larda bir çok ingiliz mod u tarafından popüler hale getirildi, ardından skinhead kültürü içerisinde yer aldı. Ska ilk olarak 60’larda Jamaika’da orijinal çıkışını yaptıktan sonra English 2 tone tarafından 70 lerde alt kültürünün temelleri atılmaya başlandı. Ska kültüründe yaygın kullanılan dama, anti faşist bir semboldür, beyaz ve siyah insanları temsil eder.
[4] Grup bir çok sosyal ve siyasal sorunla ilgilenir. Şarkı sözlerinde, konserlerindeki söylemlerinde ve katıldıkları siyasi toplantılarda bu özelliklerini gösterirler. RATM ayrıca radikal sol görüşleriyle de bilinir. Grubun adı kapitalizme karşı olan öfkelerini simgeler. Bunun yanı sıra Latin Amerika’daki gerilla hareketlerini destekleyen şarkıları bulunmaktadır. Solist Zack de la Rocha özellikle EZLN örgütünün aktif destekçisidir.
