* Özgür Bir Dünya İçin Kaldıraç Dergisinde Yayınlanmıştır.
Sınırları Değiştirmek, Bölünmüşleri Bir Araya Getirmek
1999’daki konsept albümden sonra milenyum’a ‘Dead Heart in a Dead World’ albümü ile selam çaktılar. Fakat ayrılıklar gerçekleşmişti grupta. 1995’den bu yana ilk kez tek gitarist ile albüm yazmanın nasıl bir deneyim olacağını bilemiyorlardı. Albüm eleştirmenleri ve dinleyiciler için bulunmaz bir fırsattı elbette.Müzik tarihinde açılışı yaptıklarından beri ortalamanın altında albüm çıkartmayan NM çalışanları daha fazla emek harcamak zorunda olacakları kesindi. Çünkü dinleyiciler için bu kadar kaliteli çalışmalardan sonra tek gitarist ile neler yapacakları bir soru işareti idi.
NM enstrüman kullanımı, vokal, geri-vokal ve yaratılan müzikal atmosfere bütünlüklü bakıldığında eleştiri getirilmesi zor . Albümlerindeki işçilik, düzenlemeler,besteler v.d. konulara da bakıldığında var olandan daha iyisini yapabilecek bir grup değil. Çünkü Heavy – Progressive – Power aralığının ortasında kalan müzikal tarzın gerekliliklerini uyguladığı anda başka birşey üretmiş oluyorlar. Başka birşey şeklinde tanımlanan müzik ise dinleyiciler tarafından farklı söz ve dışavurumlarla ifade ediliyor. Psychedelic Rock’ın ataları Jimi Hendrix,Pink Floyd, The Doors, Rolling Stones,The Who ve Jefferson Airplane olarak kavradıktan ve bu grupların Progressive Rock’ın temellerini attıklarıda göz önünde bulundurulursa söylediklerim anlaşılabilir. Daha doğrusu Progressive Rock ya da Psychedelic Rock baharat görevi görür. Uygulandığı miktar ne kadar az yada olursa dinlenen müzikten o kadar haz alırsınız.
Narcosynthesis “Narko-sentez”
Kanımı toza çevir Yaşamlar kum saatinden süzülüp, soğumakta Aramakta olduğunun nedir? Kirimi altına çevir Zaman, iyileştirici ve gizleyicidir Yalvarırım ruhumu kurtarŞarkının tam olarak neden bahsettiği ise hala tartışma konusu. Öncelikle belirtmeliyim ki, Warrel Dane’in bir ropörtajına göre, albümün bazı şarkıları Dreaming Neon Black’teki hikayenin (hikayenin kendisi olmasa da, yan etkilerinin görüldüğü Poison Godmachine, The Fault of the Flesh gibi şarkıların) bir çeşit devamını oluşturuyorlar. Şarkı ‘uyuşturucu-sentezi’ gibi bir anlam taşısa da, tam olarak uyuşturuculardan değil, (bilhassa din tarafından) uyuş(turul)muş bir toplumdan, belki de Amerikan toplumundan bahsediyor (ki 2005 albümü This Godless Endeavor’da benzer temalı Medicated Nation şarkısına da rastlayacağız). Dini göndermeler, “biz son kişileriz ve görülmeyen bir tanrı için kanıyoruz”, “ideallerini çarmıha ger, beden domuzdur”, “ne arıyorsun?” gibi cümlelerde gizli olsa da, Warrel Dane bir kez daha yazdığı ‘karanlık şiirlerle’ yoruma çok açık (bazıları şarkının bir ‘narco-analytic-therapy’ olduğunu; bazıları ise kelime anlamıyla narcosysnthesis’in İkinci Dünya Savaşı’nda kullanılan bir bomba olduğunu belirtiyorlar) bir iş ortaya koyuyor.
We Disintegrate “Parçalandık”
Dışarıda gururun ve ön yargının yıkılan duvarları Daireler çizen bir ses var burada Boş illüzyonlar hala bizden önce burada Gelecek yok, o yüzden acını itiraf et Zamanı durdurmak istiyorum, ışığı parçalamak (Parçalarken grinin içinde kaybolmak) Yağmurlar yağsın, yalnızlık sarsın çevremizi Sınırları değiştirmek istiyorum, bölünmüşleri bir araya getirmek (Parçalarken grinin içinde kaybolmak) Daima özgür müyüz yoksa teknoloji köleleri miyiz?Şarkı basitçe, insanın kendisini (belki de egosunu) toplumsal ahlaktan ve özellikle de teknolojiden özgürleştirmesi hakkında. Dane, büyük ihtimalle haftada beş gün, günde sekiz saat çalışan; çalıştığı işi bile yarım yamalak anlayıp, geriye kendisi için hiçbir şeyi öğrenmeyen; kazandığı para ile mutlu olduğunu sanıp yeni bir araba alan; ve zamanla bu arabanın kölesi haline gelen modern toplum insanından dem vuruyor. “Yağmuru çağıran” hemen her şarkıda olduğu gibi, burada da çok güzel bir ruhani özgürlük söz konusu.
Inside Four Walls “Dört Duvar Arası”
Sistem dağılıyor Domuzlar hayatlarımız sömürürken gülüyorlar hala Biri bana nedenini anlatabilir mi Bazı vahşi suçların neden daha sıklaştığını? Dört duvar arasında arkadaşım, dört duvar arasında Senin özgürlüğünü çalıyorlar Ve domuzlar hala yalanlarını dillendiriyorlar Dört duvar arasında arkadaşım, dört duvar arasında Senin özgürlüğünü çalıyorlar “Şu bilinen bir gerçek ki: Amerika Birleşik Devletleri’nde, uyuşturucu bulunduranlar, çocuk tacizcilerinden, tecavüzcülerden ve katillerden daha çok zamanı hapishanede geçiriyorlar. Adalet bu mu? ‘Amerikan yolu’ bu mu?… Hayır!”Bir önceki şarkının yavaşça fade-out’a dönen son bir dakikasından sonra, kulakları hedef alan tam bir groove bombardımanı. Grup üyelerinin bahsettiği üzere, uyuşturucu bulundurmaktan dolayı gülünç derecede uzun bir zaman boyunca hapse atılan bir arkadaşlarının durumunu anlatan şarkı burjuva adalet ve hukuk sistemine dar bir ufuk açısı ile eleştiri getirmektedir. Bilinen şudur ki; Burjuva devlet hukukunda kişilerin uyuşturucu bulundurması, devletin araçlarını kullanarak uyuşturucu kanallarını örgütlemedikleri için suçtur. Her zaman örgütlülüğe saldırmasının tersine burjuva devlet bireysel olarak gelişen bu gibi vakalara, bireysel düzeyde ağır cezalar vererek, “bu sana ders olsun, bundan sonra tek başına takılma” şeklindeki telkinleri zihinlere enjekte ederek, bu pis işleri örgütlü yapılması yönünde yönlendirmektedir. Burjuva devlet hem örgütlülüğe saldırmakta hem de kendi iktidarını korumak,sağlamlaştırmak için seçilmiş bireyleri örgütlemek yönünde adımlar atmaktadır. Ne olursa olsun yapılanlar kişisel çıkarlar, bireycilik ve örgütsüz bir toplum hedefi ile yapmaktadır. Günümüzdeki uyuşturucu kartelleri, kadın ve çocuk tacizcileri, tecavüzcüleri ve toplu kadın katliamlarına varacak derecedeki kadına yönelik şiddetin arkasında hep burjuva devletin çıkarına örgütlü ve uyuşturulmuş bir toplum bulunmaktadır.Yazarımızın belki de göremediği noktalar burasıdır.
The River Dragon Has Come “Nehir Ejderhası Geldi”
Nehir ejderhası geldi Ruhlar temizlendi Yer küre dile geldi Ve onları mezarlarına götürdü Nehir ejderhası geldi Şafağın ilk ışığıyla Yer küre dile geldi. Ve karmaşa içinde gittilerŞarkı sözü anlamında Dane’in en saldırgan ve iğneleyici sözlerinden bazılarını barındıran albümde, örneğin “The River Dragon Has Come”ınki gibi her dinleyişte insanın tüylerini ürperten sözler içeren parçalar var. 1975 yılında Çin’deki Yangtze Nehri’nin üzerinde kurulmuş olan “The Tree Gorges Dam” Üç Geçit Barajı’nın taşması ve gelişen selin on dakikada 85.000 kişiyi yok etmesi sonucunda bir din adamının çıkıp “Nehir ejderhası geldi” demesi üzerine kurulu olan parça, 2009 yılının Eylül ayında Trakya bölgesinde yaşanan ve birçok kişinin hayatını kaybetmesine neden olan selin ardından da bir burjuva gazetenin sayfalarında “bir il ramazanda felakete uğruyorsa bir sebebi vardır” lafını hatırlatması vesilesiyle güncelliği koruyor.Nehir ejderhası geldi Ruhları temizlendi Yer küre dile geldi Ve onları mezarlarına aldı Büyük felakette nehir karakterini gösterdi Teknoloji canavarı Yedinci taç
Warrel Dane, sondaki “Teknoloji canavarı, yedinci taç” metaforları ile dikkat çekmektedir. Bu kez referans Vahiyler Kitabı’na ve orada geçen 7 Başlı, her başında da bir taç olan, Ejderha’ya gidiyor. Yangtze Nehri’ne, şeklinden dolayı verilen Ejderha benzetmesi de cabası.
The Heart Collector “Kalp Koleksiyoncusu”
Göz yaşları olmayan oyuncuyu görmek… Koyu nehirler özgüvenin çizgileri arasındaki yılları parçalıyor İçimdeki rahatsızlığımı besleyen korku, bir şekilde senin göz yaşlarını sahipleniyorum Ve ben senim ve biz korkmuyoruzŞarkıda bir aktörden bahsediliyor. Ruhun ve umudun (“gözyaşı bile yok”) kalmadığı bir yerde, bu adam ‘kalpleri topluyor’ çünkü kalpler kırık ve onarılmaları gerekiyor. Esas kalbi kırık olanın, aktörün kendisi olması ise olaya daha büyük bir hüzün katıyor (rol yapan = aktör). Klişeleşmiş ‘ağlayan palyaço’ hikayesine benzese de, sözleri itibariyle klasik bir aşk şarkısından öteye gitmemektedir.
Engines of Hate “Nefretin Makinesi”
Senin kimyasal paryan olabilir miyim? Dünya böyle çirkin bir yer Bazen denemek boşunaymış gibi geliyor Nefret makinesinin pisliği yayışını izleyecek misin? Gözlerini kapayıp, duyarsızca yalvaracak mısın yoksa? Üretim hattında şarkılar söyleriz gökyüzüne. Kutsal domuzlarız, nitelikli ahlaksızlığımızla. Daha fazla bizi görmezden gelemeyecek, Artık bizi (koyun gibi) yargılayamayacaksın.NM’un din ve teknoloji ile birlikte işlediği diğer konulardan biri olan politika ve umutsuz insanoğlunun son durumuna dair eleştiriler getirmektedir. Soru ve cevapları işçinin bir türlü sonuca varamadığı iç hesaplaşmaların dış-iç ses şeklindeki yansımaları olarak algılamayız. Parya (Ayak takımı) olmak isteyen işçiye, iç sesi ; Dünya böyle çirkin bir yer işte şeklinde cevap veriyor ve ekliyor: İnsani erdemlerimizi kaybettiğimizde soruların bir anlamı da kalmıyor ve umutsuzluk her yerimizi kaplıyor. “Hep denedin, hep yenildin, olsun yine dene, bir daha yenil, daha iyi yenil.. “Samuel Beckett” ” söylenmesi ve hatırlatılması gerekiyor umutsuzluğa saplanmış ve mücadele etmekten korkan herkese. Gökyüzüne söylenen şarkılar bölümü tanrılar ve dinlere bir gönderme , ”Kutsal domuzlarız,nitelikli ahlaksızlığımızla.” kısmı ile insanoğlunun en eski inan ve davranış biçimi olan Totemizm’e yönlendirmektedir bizleri “Totemcilikte, totem olan hayvan/bitki hem kutsal hem de tabu (haram) olarak düşünülmektedir. O klanın ortak ruhu ve güç kaynağı idi; klanın yaşama nedenidir. Bu yüzden avlanarak bireysel olarak tüketilmesi tabu idi. Ancak yılın belli günlerinde de ortaklaşa düzenlenen törenlerde toplu olarak yenmektedir. İnsanlık tarihi boyunca değişik klanların pek çok totemleri ve totem hayvanları olagelmiştir. Ancak bunlardan bazıları, kimi özellikleri ve benzerlikleri yüzünden ön plana çıkarak neredeyse tüm toplumların ortak figür ve değerleri haline gelmişlerdir. Bunlardan en eskisi yılan daha sonra geleni de domuzdur.” Yazılanlardan anlaşılacağı üzere “nitelikli ahlaksızlığımız” kısmı tabu (haram)-kutsal olan inanış ve davranış biçimlerine yönelik bir yergiyi karşılamaktadır. Son bölüme yaklaşırken yazılanlar şarkının doruk noktaya ulaştığı ana denk düşmektedir. Sözler ilk baştan en sonra doğru analiz edildiğinde anlattıklarımızdan farklı olarak insanlığın faşist diktatör rejimlerin etrafında makineleştirilmesi ve silah sanayinin dünya üzerindeki savaşlardaki etkisi de ağır bir dille eleştirilmektedir. Örnek verecek olursak “senin kimyasal paryan olabilir miyim?” sorusu Yahudi inancına sahip insanlar üzerinde yapmış olduğu deneylerin ve arı bir toplum yaratmak isteyen Hitler’e bir göndermedir.
The Sound of Silence “Suskunluğun Sesi”

Ve çıplak ışıkta
On bin insan gördüm, belki daha fazla
Ses çıkarmadan konuşan insanlar
İşiten ama dinlemeyen kişiler
Seslerin hiç katılmadığı şarkılar yazan insanlar
Kimse cüret etmiyor
Suskunluğun sesini rahatsız etmeye
Simon and Garfunkel’ın, dünyaca tanınan, nahif şarkısı ‘The Sound of Silence’ olduğunu fark edebilmek için ilk önce 1966 yılı orijinal kaydını dinlemeniz gerekiyor. NM cover şarkılar konusunda ne kadar başarılı ve ne kadar orijinal olduğunu, bu şarkı ile bir kez daha kanıtlıyor. Akustik gitarın cömertçe kullanıldığı, sırf arpejli 68 kuşağı şarkısını, full distortion, çift kros ve pull-muting gitar riffleri ile duyuruyor.‘Aptallar’ dedim ‘Bilmiyorsunuz, Suskunluk kanser gibi büyüyor . Dinleyin sözlerimi, belki size öğretebilirler.
Uzanın kollarıma, belki size ulaşabilirler. Fakat sözlerim sessiz yağmur damlaları gibi düştüler Ve sükutun dalgalarında yansıdılar.
Anlatılanlar Vietnam savaşını sessiz bir şekilde oturma eylemi gerçekleştirerek protesto eden ve savaşın son bulmasını haykıran binlerce hippinin (çiçek çocuklar) hikayesi. O dönemde Amerika’daki gençler orduya girmeye ve savaşa katılmaya zorlanıyorlardı. Nisan 1965’te SDS (Demokratik Toplum İçin Öğrenciler) Washington’da 25.000 kişilik bir savaş karşıtı yürüyüş düzenlediler. 16 Ekim 1965’te 100 bin, 15 Nisan 1967’te ise 400 bin kişi, artarak devam etti ve büyüyen, gelişen lise,üniversite öğrencilerinin hareketi 1969 yılında adını tarihe yazdıran 4 günlük Woodstock festivali ile meyvelerini verdi.
Dead Heart in a Dead World “Ölü Bir Dünyadaki Ölü Yürek”
Son kişinin de öldüğünü görmek, Domuzların dizildiğini görmek duvara karşı, Çürüyüşümüzdeki boşluğu görmek, Dünyayı ölmüş gördüm, aldatıldım.Ölü bir dünyadaki ölü yürek başlığına tezat şekilde, zor da olsa görülen tünelin sonundaki ışık bu şarkıda gizli. Manzara çok karanlık. Ama umut ve reçete de bir o kadar açık:Tanrılarınızı yakın ve kralı öldürün Acınızı zaptedin… Hatırlamalıyız ki, böyle derin yaraların İyileşmesi zaman alır Ve bazen ne kadar çabalarsak çabalayalım, Hayat gerçek üstü gibi gelir.
Şarkı sözü anlamında Dane’in en saldırgan ve iğneleyici sözlerinden bazılarını barındırdığı “Dead Heart In A Dead World” albümü ve Nevermore kapitalizmin kuralları ve anarşisi içerisinde tarihe ve insanlığa eleştirel bakışı ile bir çığlık olmaya devam ediyor. Kabul ediyoruz ki; NM bütünlüklü olarak ne işçi sınıfının mücadelesini ne de sosyalizmin kesin zafere ulaşacak yürüyüşünü yansıtmıyor. Ancak bu kapitalist-emperyalizmin içerisinde iyi şeyler yapmadıkları, eleştirdikleri noktalara kendilerini katmadıkları ve dersler çıkarmadıkları anlamına gelmez. Sözler bir kişinin yaşadıklarından ve fikirlerinden çıkmış da olsa bu bir grup ve olan biten birlikte yaşanmaktadır. Şimdiye kadar ki aksaklıklar ve gecikmeler için bir mazeret üretmenin anlamsızlığını biliyoruz ve önümüzdeki sayılarda buna benzer sorunların yaşanmayacağını bütün okurlarımızla paylaşıyoruz. Bir sonraki sayıda” This Godless Endeavor – Bu Tanrısız Çaba” albümüne kafa yormak dileğiyle herkese müzik dolu ömürler.

