Ferec

Bir Şekilde İsyan; Ferec

    “Müziğin Protestosu, Protestonun Müziği” adı ile başlattığımız röportaj dizisi bu sayıda da devam ediyor. Geçen sayıda ” Vortex of Clutter” sebebiyetiyle hayatlarında kalıcı bir iz bıraktığımız okurlarımızı önemsiyor, kulaklarında ve zekâlarında hasar oluşan diğer okurlarımızdan özür diliyoruz.

Bu sayımızda ise distortion’ı birazcık düşüreceğiz. Söz! Death ile Thrash  arasında bir yerlere yolculuk ediyoruz. Heavy Metal’e ! Ancak müzik olurda söz olmaz mı? Yanına da Kürtçe’yi koyduğumuzda “Ferec” aklımıza ilk gelen ilk ve tek grup. Şimdilik…

  • 2002’den beri halk müziği ile başlayıp rock ve son olarak heavy metal’i seçim kıldığınız müzikal yaşantınız hakkında biraz bahsedebilir misiniz?

Halk müziğiyle başladığımız doğru. Her insan gibi çocukluğumuzda müziğe yöneldik. İlk enstrümanımız yine benzer koşullardaki herkesinki gibi bağlamaydı. Annelerimizden türküler dinleyerek edindik ilk müzik eğitimimizi. Büyüdükçe dünyada farklı şeylerin, farklı ifade biçimlerinin olduğunu da gördük. Merak ettik, cesaret ettik ve sonuç olarak kalıpların dışına çıktığımızı gördük. Dünyaya baktık ve dünyayı da sevdik. Ondan korkmadık ama kendimize ait bir çok şey gördük ve bunları aldık. Metal müzik de bu aldığımız, kendimizin kıldığımız şeylerden biri sadece.

  • Ferec ismi anadilinizde hangi anlama karşılık düşmektedir ?

Şafak sökmeden önce gökte görülen son yıldız. Galiba Çobanyıldızı deniyor Türkçe’de. Diğer yandan kurtuluş, felaha kavuşma gibi anlamlara da geliyor Arapça ve Farsça’da.

  • Hakkari’de kısıtlı imkanlarla müzik çalışmaları yaptığınızı biliyoruz. Bu çalışmaları nasıl ve hangi şartlarda sürdürmektesiniz ?

Yıllarca davulumuz olmadan, eksik kırık döküp, elden düşme enstrümanlarla ve kaynak sıkıntısıyla boğuşarak yaşar kalmaya çalıştık. Şimdi nispeten daha iyi şartlarımız var. Kayıtlarımızı ve çalışmalarımızı  kendi stüdyomuzda yapıyoruz. Davul hala büyük bir sorun teşkil ediyorsa olsa da, enstrüman sıkıntımız var. Bu teknik sıkıntılardan öte kendimizi ifade etmemizin önünde politik,sosyal ve kültürel engeller var ki bunlar daha bunaltıcı.

  • Müzik dışında başka hangi işlerle uğraşıyorsunuz ?

Vokalistimiz Reh [i] müzik eğitmeni. Zêdê [ii], ki grubun en gencidir, oto tamircisi. Bass gitarcımız Afirîş [iii] market işçisi. Bir de elektrocumuz Baratarna [iv] var, işsizdir ama bu bizim için bir avantaj. Baratarna’nın gitar dışında bir uğraşının olmaması en büyük avantajlarımızdan.

  • Bulunduğunuz Mezopotamya bölgesinde ve gelenekselleşmiş kültürel zenginliklerin içerisinde heavy metali kendi dilinizde yaşatmak ve aldığınız tepkiler duygusal olarak nasıl etkiledi sizleri ?

Öncelikle bulunduğumuz bölgenin Mezopotamya olarak adlandırıldığını yeni yeni öğrenmeye başlıyoruz. Gerçeğe temas etmekten kaçınıp dolaylı yollara müracaat etmenin hiçbir şey kazandırmadığını düşünüyoruz. Metalin bizi özgür kıldığı nokta da burası. Bize elmaya elma, hırsıza hırsız, namussuza namussuz deme olanağı sunuyor. Kendimizi politik kaygılar gütmeden ifade etme şansı sunuyor.

Geleneksel olan varlığını devam ettirir ve bir şekilde yeniden üretir. İtiraz ettiğimiz şeylerin temelinde de, Kürtlerin geleneksele, nasıl niyetlerle yapılırsa yapılsın, hapsedilmesi var. Aslında kendi içinde başka tür bir oryantalist bakışı ifade eder bu. Kürtlerin geleneksel olana hapsedilmesi, bunun Kürtler için bir kader olarak öngörülmesi; Kürtlerin dünyayla bütünleşemeyeceği, onun kurum ve ilişkilerinin dışında olduğu yanılsaması. Belki de geleneksel olanın kapitalizm ve onun özel biçimleri altında arabesk yada toplumcu/protest nitelikler kazanmasının, toplumun sürü durumlarının üretim biçimlerinin bunlar olması, Kürtler için bunun dışında bir kader öngörülememesi bir tür egemen mantığın tezahürdür. Burada niyetleri tartışmak anlamsızdır. Nihayetinde politikacı değil, sanat üreticileriyiz. Sorunuzun biçiminden, özüne gelirsek. Metal müzik dünyada İngilizce ile icra edilen bir müzik türü. Bu kaidenin bozulduğu özel durumlardan biri de biziz. Elbette sözlerimizi İngilizce yazmamız da mümkündü. Belki ikinci albümümüzde bir de İngilizce sözlü şarkımız da olacak, daha kesinleşmedi. Ama biz kuralı bilerek Kürtçe yapmakta karar kıldık. Özellikle Türkiye’den dinleyicilerimize “anlamıyor olduktan sonra ha İngilizce ha Kürtçe sizin için ne fark ediyor?” diye soruyoruz. Fakat asıl yaptığımız, Kürtlere kendi durumlarını vıcık vıcık bir arabeskin dışında da anlatabilecekleri; bunun dünyayla da kültürel olarak da buluşarak da yapılabileceği. Şimdi daha farklı tepkiler alıyoruz. İlk başlarda yadırganıyorken, şimdi Kürtlere metal müzik dinletmeye başladık. Anlayabildiği sözlerle icra edince, insanlarda onlardan olduğumuz, halkına yabancılaşmış özenti veletler olmadığımız düşüncesi yerleşti. Ve sanıyoruz ki halkımız bizi çok seviyor.

  • Metal müziğin, tüm kültürü ve yaşam tarzı ile bireyi toplumdan , bulunduğu çevreden (ortamdan) uzaklaştırdığını onu yalıttığını düşünüyor musunuz ? “Metalci” olmanın kişi yaşamına ne gibi etkileri var sizce?

Asıl itiraz ettiğimiz şey de bu. Birey hiçbir toplumun/topluluğun sınırları içinde hapsedilemez. Bunu yapmaya çalışanların tarihte nasıl anıldıklarını biliyoruz. Ne adına olursa olsun bireyin özgür iradesini yok sayan, onun özgünlüklerini budayan, onu bir bütünün parçası olarak tutmaya çalışan anlayışların nasıl birer totalitarizm yarattıklarını biliyoruz. Bu, artık kapitalizmin bu derece hakim olduğu; üretim ve tüketimin birey eksenli olduğu bir devirde anlamsızdır. Bir yüz yıl öncesine kadar birey belki ancak kendisini toplulukla tanımlardı ama bugün bireyin kendini topluluk dışında tanımlamasının şartları var. Birey artık kendini topluluk bilincinin duygusunun ötesinde, sadece kendisinden hareketle tanımlama ve örgütleme olanağına sahip. Hem ekonomik, hem kültürel hem de politik olarak bu dinamikler eskiye nazaran çok güçlü. Bu bir ilerlemedir birey açısından. Buna rağmen bireyi hala bir topluluk sınırları içinde tutmaya çalışmak, tarihin de toplumun da bireyin de irrasyonel zorlanmasıdır. Metalci olmak küfredebilmek özgürlüdür. Bir disiplinle iğdiş edilememektir. Eğer toplum dediğimiz şey bu özgürlükleri törpülemek için kurulu bir mekanizmaysa, bir tarihsel durumu tersine döndürme çabasıysa, elbette biz toplumla ilişkilerimizin böyle olmasına itiraz edeceğiz. Ancak içinde kendimizi özgürce ifade edebildiğimiz bir topluluk durumuna, toplumsal duruma; bu şekilde toplum olmaya itirazımız olamaz. Toplum bizi yeniden nasıl iğdiş edeceğini düşünen bir toplum değil, bizim kaçınılmazlığımızı görüp kendini yeniden üretebilen bir toplum olduğu sürece, bu her ne kadar zor da olsa, toplumsallığa itirazımız olamaz. Feda kültürleri bunu anlar mı bilemeyiz? Ancak toplumsallık uğruna özgürlüklerimizden vazgeçeceğimiz bir şey değil. Özgürlüklerimizi tanımayan bir toplumsallığın bizi nerelere götüreceğini, sonunda kendisinden nereye varacağını tarihsel olarak biliyoruz artık.

  • 2009 yılında Halkların Dostluğu Girişimi’nin düzenlediği gecede Anadolu ve Kürdistan’ın farklı halkları ile, bu halkların farklı sanatçıları ile bir araya geldiniz. Sahne öncesi ve sonrasında bu tüm süreçte neler hissettiniz? Diğer sanatçı ve gruplarla ilişkileriniz nasıldı?

Halkların Dostluk Girişimi’nin felsefesi oldukça hoşumuza gitmişti. Evet kardeşler de düşman olabilir, bu anlamda halkların kardeşliği gibi slogan ve anlayışlar arzumuzu tarif etmekte yetersiz kalıyorlar. Asıl olan dost olabilmek. Ne kadar kötü şeyler yaşanırsa yaşansın, birbirine dost duygularla bağlanmak daha anlamlı. O nedenle böylesi bir organizasyonda yer almış olmamız, davet edilmiş olmamız bizi onurlandırmıştı. Türkiye’nin gerçek demokratlarının bizi de bu girişime katılmaya değer görmeleri bizi mutlu etti elbette. Hem organizasyonu yapanlar hem de katılımcılarla oldukça sıcak ilişkilerimiz oldu ve bu ilişkilerimiz halen devam etmektedir.

  • Albümünüzün adı Helîkopter. Helîkopter ise yaşadığınız bölgede, Hakkari’de günlük yaşamın bir parçası ne yazık ki. Hayatınızı bu alanda etkileyen bir şey ve bu müziğinize, sanatınıza yansımış. Sanatın toplumsal yaşamla, nesnel gerçeklikle ilgili düşünceleriniz nelerdir ?

Hakkari’de yaşamanın ağırlığını burada yaşamadan anlamak mümkün değil. Kendinizin seçmediği, karar vermediği şartlarda yaşıyorsunuz ve bu sizin gerçeğiniz oluyor. Bunun sadece bizim sanatımıza değil, her tür entelektüel/sanatsal üretime etkisi tartışılmaz bir olgu. Bu bir nesnel durumdur. Ama aynı nesnel temel başka üreticilerde bambaşka anlamlarla anlaşılabiliyor. Aynı nesnel temelden pop da, arabesk de, protest de üreyebilir. Bu, o nesneyle ilişkilenme biçimce belirlenir. Burada da o ilişki biçimi anlaşılmak zorunda. Çünkü bu biçim özneldir, nesnel değil. Aynı helikopter FEREC için başka, bir başkası için başka anlamlar ifade edebilir. Dediğimiz gibi bundan arabesk üretmek de mümkün. Bu sanatın öznel, kişisel olduğunu gösterir. Bilinen sanat tarihçileri ve eleştirmenleri “sanat yoktur, sanatçılar vardır” derler. Bundan sanatın bir soyutlama olmadığını anlayabiliriz. Sanat onu yapanların ne yaptıklarıdır. Nesnel gerçeklik dediğimiz şey sadece nesneler ve olgulardır. Onları sanatsal olarak işleyen birilerinin yokluğunda sanatsal bir değer taşımazlar. Burada şifre bizce ihtiyaçlardır. İhtiyaçlarımız ürettiğimizin ne olacağını da söyler bize.

  • Albümünüze koymayı düşündüğünüz “Hevalno” parçası Şivan Perwer’in menajerleri tarafından maddi talepleri olması yüzünden gerçekleşmedi. Sanatın toplumsal ve nesnel gerçekliğinden bahsettik az önce. Aslında toplumsal olan bir eseri farklı nedenlerden dolayı yayınlayamadınız. Bu konuda neler söylemek istersiniz ?

Bu maalesef yaşadığımız bir sorundu. Ancak sayın Şivan Perwer’in bu süreçten haberi yoktu. Nihayetinde durumu öğrendiğinde, şahsen arayarak şarkılarını kullanmamız yönünde sınırsız izin verdi bize ve durumdan duyduğu üzüntüyü bildirerek bizleri onurlandırdı. Zaten kendisinin  durumdan bihaber olduğunu biliyorduk ve kendisine olan saygımız ve sempatimizde en ufak bir sarsılma dahi olmamıştı. Dediğimiz gibi, durumu öğrendikten sonra bizi aradı. Ve bu bizin için büyük bir onurdu.  Hevalno şarkısı yakında çıkarmayı planladığımız ikinci albümümüzde yer alacak.

  • Fikirsel olarak beslendiğiniz, bu topraklarda yetişmiş kişiler (aydın,sanatçı,önder) var mı ?

Mümkün olduğunca bu coğrafyanın fikir hayatını takip etmeye çalışıyoruz. Bir onur abidesi olarak Sarı Hoca’mızı dillendirebiliriz. İsmail Beşikçi sadece Türkiye’nin değil, uygarlık tarihinin ve de özellikle bu yüzyılın en önemli onur abidelerindendir. Başka isimler saymak da mümkün, ancak Sarı Hoca’nın ismini andıktan sonra başka isim anmak gerçeği hafifletmek olacaktır. Bunu da yapmak istemeyiz. Gerçeğin ne kadar yakıcı olduğunu biliyoruz.

  • Devletin Kürt halkının önderi Abdullah Öcalan , BDP ve HPG  ile dolaylı yada direkt olarak görüşmelere başladığı uzun zamandan beri görsel ve yazılı basında konuşulmakta. Barış sürecine ve görüşmelerin tıkanmamasına yönelik HPG aldığı ve KCK’nın desteklediği tek taraflı ateşkes süresi uzatıldı. Ama diğer taraftan askeri operasyonlar devam etmekte, Kürt halkının siyasi temsilcileri yargılanmakta, mit-jitem destekli sivil güçlerle üniversitelerde Kürt gençleri katledilmektedir. Saydıklarımızın yanına gör(e)mediklerimizi de eklerseniz siz tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz ? Sanatçı kimliğiniz ile nasıl bir barış istiyorsunuz ?

Elbette “mutlak” bir barış istiyoruz biz. Bunu tırnak içerisine almamızın nedeni, kapitalizm koşullarında gerçek bir barışın olamayacağını biliyor olmamız. Ancak bugüne dair isteyeceğimiz barış, doğal olmayan hiçbir yolla insanların ölmemesinin, tüm silahların atıl kılınması ve bir daha kullanılmamak üzere susturulmasının sağlanması. Birbirimize güvenmeye başlamamız ve sadece konuşmamız.

  • Demokratik Toplum Kongresi’nin çağrısı ile demokratik özerklik çalıştayı düzenlendi. Kürt siyasetinin taleplerinden biri olan “Demokratik Özerklik” tartışılacak ve sonucunda demokratik yerel yönetimler yasası ile özerklik yasasına ilişkin belgeler Ocak-Şubat aylarında Kürt halkı ve kamuoyuna açıklanacak. Siz demokratik özerkliğe nasıl bakıyor ve değerlendiriyorsunuz ?         

Sanatçılar politik öneriler sunmaz. Sanatçıların elbette politik fikirleri olur, ama bunlar geneldir. Bizim işimiz politik tartışmalar değildir. Sanat üretmek ve icra etmektir. Dolayısıyla Çin komünizmi hakkında bir tartışma ile demokratik özerklik tartışması aynı oranda uzaktır bize. Bunu tartışmak sosyal bilimciler ile siyasetçilerin işidir. Tarihçiler, sosyologlar, politikacılar böylesi bir konuda fikir beyan edebilirler ama biz edemeyiz. Bir politikacının metal müzik üzerine fikir beyan etmesi derecesinde anlamsızdır. Herkesin kendi işini yapması gerektiğini düşünüyoruz.

  • Sanat ve müzik yaşamınızda başarılar diler, röportaj için teşekkürlerimizi sunarız.


[i] Anlamı Kök. Vokalist Fuat Taş’ın lakabı.

[ii] Anlamı Fazla. Baterist Erkan Baran’ın lakabı.

[iii] Anlamı Yaradılış. Bas Gitarist İsmail Kurt’un lakabı.

[iv] Bir Kürt kralın adı. Elektro Gitarist Cemal Kaya’nın lakabı.