* Özgür Bir Dünya İçin Kaldıraç Dergisinde Yayınlanmıştır.
Karanlığa Dokun, Bizde Seni Bekliyorduk !
1990’lı yılların metal müzik endüstrisi kurallarından biri, ‘satan grubun’ yılda en az bir albüm yapması gibi zalimane bir olaydı. NM da, ilk üç albümünü (biri E.P olsa bile) toplamda iki yılda yayımlayarak bu kurala uymak durumunda kaldığını işaret ediyordu. Ancak ne olduysa, o sıralar değeri pek bilinmese bile, açık bir başyapıt olan The Politics of Ecstasy albümünden sonra oldu. Grup, Century Media ile olan anlaşmasının bitimini de fırsat bilerek, yoğun turne programından sonra kısa bir ara vermeye karar verdi. W. Dane, bu arayı, üzerinde uzun zamandır uğraştığı (ve başlarda uzun metraj bir film olarak çekmeyi düşündüğü), eski kız arkadaşının/nişanlısının Amerikan ‘kabusu’nun yan etkilerinden din-merkezli tarikatlardan birine katıldıktan sonra aniden ortadan kayboluşunu (ve büyük ihtimalle de ölümünü) anlattığı projesi ile değerlendirmek istedi. Zaman içinde W.Dane’in yazdığı materyaller, birer şarkı sözü halini aldı ve NM’un ilk ‘konsept’ albümü Dreaming Neon Black yavaş yavaş şekillenmeye başladı. Prodüksiyon ve müzisyenliğin The Politics of Ecstasy ile hemen hemen aynı derecede insanüstü bırakıldığı (daha gelişmiş teknolojiyi ile de desteklendiği üstelik) bu albüm bu kez tüm dünya metal sahnesini derinden etkiledi.
Son derece acıklı bir hikâyenin, müthiş felsefik ve eleştirel bir dille anlatıldığı, bir yandan yoğun melankoli bir yandan da neredeyse ‘mekanik’ kusursuzlukla işlenmiş teknik bir müzisyenliğin birleştiği DNB ile NM 1900’lü yılları, bir başyapıt daha ortaya çıkartarak kapatmış oluyordu. Albümle ilgili son genel not ise kadrodaki değişiklik ile ilgili: Hayallerinin grubu Cannibal Corpse’tan teklif alan gitarist Pat O’Brien, yerini eski Forbidden gitaristi T. Calvert’a bıraktı. İki mükemmel gitaristin birbirinin yerine geçmesi, NM müziğini fazla etkilemezken, dinleyici, T. Calvert’ın bestelerde daha aktif bir rol alması ile J. Loomis harici melodileri de duyma şansını elde etmiş oldu. Son olarak toparlamak gerekirse, DNB’in üzerinde inanılmaz emek sarf edilmiş, gerçekten olağanüstü edebi bir eser havasında kaleme alınmış melankolik sözleri ve sözlerle bir o kadar alakasız ama yine o kadar uyumlu sert melodileri, insanüstü bir mükemmellikle bir araya getiren gerçek bir eseri olduğunu söylemek istiyorum. Ayrıca her şarkı ayrı bir hikâyeyi anlattığı için girişlerde sözlerden bağımsız alt başlıklar
Ophidian “Yılan gibi”
Clive Barker’s Lord of Illusion filminden alınma “karanlığa dokun, biz de seni bekliyorduk” dizelerinin iki defa tekrarlandığı, endüstriyel atıkların işlendiği bir fabrikadan çıkmış gibi duran ve kelime anlamıyla, albümün geneline yayılmış ‘yılan’ metaforlarını çağrıştıran kırk beş saniyelik, ‘nefes al, hazırlan’ temalı bir giriş parçası. Beyond Within ile birleştiği yer, heyecan verici bir albümünü ancak bu kadar güzel müjdeleyebilirdi!
Beyond Within “İçinin Derinliklerinde”
“Çöküşe hoş geldiniz”
Yeni bin yıla hoş geldiniz, nefret gezegeninin düşüşüne Arkadaşlarım sona hoş geldiniz, tüm dünyanın trajedisine Geleceğe hoş geldiniz, dönüşü olmayan karanlık dünyaya Cehaletin sonuçlarından itibaren Çöküşe hoş geldiniz İçinin derinliklerinde, yasallaştır, izin ver Geçmişi yarat, var olmayan bir masalda Düşüşe hoş geldin
Ophidian ile başlayan fırtına öncesi sessizliğin senfonisi ara vermeden sizi anormal bir şekilde tonlanmış gitarlardan çıkan sese bırakıyor. Gitar tonlarını ilk duyduğunuzda kendinizi bir anda savaş alanında çarpışan bir asker gibi hissediyorsunuz. Meydan okuma, isyan, öfke ve nefret. Albümün çıkış yılı itibari ile şarkı 1999’daki Y2K beklentisine ve dijital dünyaya saldırıyor. Her şeyin insanla birlikte dijitalize olduğunu günümüz dünyasında sabahın köründe tam vaktinde çalmaya başlayan çalar saat ile başlayan yolculuktur bu. Sırasıyla cep telefonundaki sevgili çağrılar sizi kontrol eder. Televizyon açılır, sessiz sedasız görüntüler dönerken müzik setindeki notalar salyangozunuzu cilalar yeni güne. Mideler mikro dalgalı poğaçalar ile radyoaktif güne enerji yaratır. Çevrenizi kirletmek için. İş yolculuğunu katlanır kıl(abil)mak için arabada teyp, otobüste em-pi-üç çalar. Daha hiç kimseye merhaba demedik. İşe varılır; faxlar, e-mailler, “size geri döneceğiz”ler. Eve dönerken süpermarket alırş-verişi. Bin bir türlü cezbedici ürün arasında sizi transa sokan rengârenk reklam panoları. Varlığı bir dert, yokluğu yara misali ikiyüzlülük mertebesinden çıkan kredi kartları. Evde sessiz, rahat ve huzurlu kafa dinlemek gerek artık derken açılan bilgisayar masası üstünde tercihen alkol, neskafe ve ya her ne haltsa. Sonra “yüz yüze ilişki” lerin önemi, samimiyet ile başlayan konuşmalar derken “bir adamın akıl sağlığının düşüşüne hoş geldiniz” diyen W. Dane’den tokat bir cevap gelir.
The Death of Passion “Tutkunun Ölümü”
“Zamanın benim için bir anlamı vardı. O (kadın) yok oldu ve benimle konuşuyor boşluktan”
Ben senden önce ayağa kalktım, bir adamın gölgesi gibi Aklım bu gözlerin arkasında kendi yok oluşumla yüzer Ben aklı karışık ve saygısız. Ben hükümsüz. Sen karanlık yarının boşluğu. Kendimi öyle bomboş hissediyorum ki Hastalıklısın sen. Sen yalancısın.
Kız arkadaşı kaybolan bir adamın “kendimi bomboş hissediyorum” diyerek girdiği ciddi depresyondan dem vuran şarkıda, W. Dane’in gittikçe sıklaşan kâbuslarından bahsediliyor. Bu kâbuslar zamanla o kadar gerçekçi hale geliyor ki, Dane, yapmayı sevdiği/yapmak istediği her şeyden elini eteğini çekme aşamasına geliyor. J. Loomis’in gitarları bir kez daha inanılmaz teknik ama bir o kadar da melodik riffler çalıyorlar. 02.40’da giren kaotik solo, şarkıda kendisini anlatan W. Dane’in ruh haliyle o kadar güzel örtüşüyor ki, 03.10’da giren bas-line’lar ile güm güm vurulan ‘intiharsal’ tepkileri kulaklarıızda hissedene kadar, kaosun içinde yüzüyoruz. Albümün en ‘tekrarlı’ ama bir o kadar da dinlemesi zevkli şarkısı.
I Am the Dog “Ben Köpeğim” “Karanlık dalga dün gece yine geldi. Ben sonuna kadar her şeyi istiyorum, dünyayı yok etmek istiyorum.” Ben onun dünyaya ihanet ettiğini hiç görmedim. Sonsuzlukta parçalanmışı körleşmiş gözler asla göremez. Her gece aynı rüyalar. Karanlık dalga gelmekte, akıl sağlığı uzaklara kayar O (kadın) oyuktan “ben köpeğim” diye bağırır. O köpek yılında doğdu. Ben onun dünyaya ihanet ettiğini hiç görmedim. Sonsuzlukta parçalanmış körleşmiş gözler asla göremez. Her gece aynı rüyalar.Kâbuslar artar. W. Dane, kız arkadaşının izbe yerden seslenişini gece yarıları duyar. “Ben köpeğim, inançlarımın kölesiyim” ”O” Körleşmiş gözleri ile yürünen patikanın köpeği olmuştur. Dini inanç ve tarikatların bir insanın hayatındaki etkileri kimi zaman ölüm, kimi zamanda hayatta vereceği kararlardan geri durmasına sebeptir. Son olarak bitiş bölümündeki alto tonların ahengi bateri sevenler için dinlemeye değer.
Dreaming Neon Black “Neon Karası Düşler”
“Bir kez daha yağdı üzerime dalgalarla. “O” onlarla ayrıldığında dedi ki Karanlıktan kaçmalıyım. Ona anlatmaya çalıştım Onların zehrini, “O” dinlememeyi seçti. Bir daha hiç görülmedi” Işığın bir çocuğuyum, aklında yaşayan Acı, habersizlik yitip gider zamanda O zaman buluşur musun benimle ne zaman çağırsam seni? Tek şifam benimle buluşmayacak mısın? Kaderin boğucu havuzunda ay ve güneş hala bekler Benimle buluşmayacak mısın? Sessizce acı çekerim aşkımız için, soytarı kaybetti kumrusunu. Dane için hayat yavaş yavaş normale dönmeye başlamaktadır. Dünya ile verdiği kavga kendi içinde devam ederken, nişanlısını kaybettikten sonraki kâbusları gittikçe azalır.Kâbuslar med cezir gibidir. Altınızdaki saydam perde çekildiğinde balçığa dönen toprakta çakılır kalırsınız. Yaşayarak ölümü beklemek ya da bir özgüle ilişkindir yaşam kulaçlarınız. Özgülseniz onunla savaşır ve yüzmeye devam edersiniz bir sonraki bağlantıya kadar. Alelâde olanlar perdeyi ve ölümü beklerler vakitsiz zamanlarıyla. Atılan kulaçlar balçıkla sıvanır, ölüm karaları bağlar.
Dane’in yaşadıkları ölüm-yaşam, sevgi-nefret arasında gelgitlerdir. “O” deniz, çekim kuvvetine karşı atılan kulaçlar mücadele, sevgi ve acıdır. Ve artık “O” W. Dane’e seslenmektedir: “Rüyanda buluş benimle, boğulalım sularda.” Dane için artık kız ölüdür neon karası düşlerinde.
Deconstruction “Yıkım”
“Benim kusursuz yansımam yüzer Havuzda boğularak. Gökyüzü kayboldu. Dünyam yıkımda.” İntiharı düşleyen düşmüş, Silah yerine iğneyi alır eline Kendini çarmıha geren kurban anlamaz, İsa’nın bizi hayatımız boyunca aldatıyor olduğunu. Yıkım. Kurban amacına ulaşır ve kutsal adamı yaralar. Sekizinci günde Tanrı savaş sanatını yarattı, Ve gülerek planlar sonumuzu Kim ırzına geçer zayıf olanın, geride kazanacak bir şey kalmamışsa? Kim sürer bu kısır, kara toprak atıklarını? Yıkım! Dünyamız yıkımda. Yaşadıkça ölecek. Doğdukça öldüreceğiz. İsa Tanrıdır, Tanrı İsa’dır. Tanrı bizleri sadece birbirimizle savaşmak ve yok etmek için yaratmıştır. İsa burada en belirgin metafordur. Savaşlar yaratılır, aynılar aynı ayrılar ayrı taraflara çekilir ve Tanrı’nın yönettiği aksiyon filminde başroller bizimdir. Tabi ki bunların hepsi metafor ve öfkenin karşılığı.The Fault of the Flesh “Bedenin Hatası”
“Bazen ümitsizlik her şeyin üzerinde tutabilir sizi ve görüyorum ümitsizliğin içerisindeki zaafımı.” Parazit olan insan, sebep olan insan Bizler dünyanın yaratıcısı ve yıkıcısı. Biz kaderin mimarıyız. Bizde etteniz ama etimiz aciz. Kan, sinir ve kemikten doğduk. Hepimiz bu işe yaramaz mezara vaktinde gireriz Karanlık bilinmeyene doğru yol alırken. Beden zayıftır, beden suçludur. Hepimiz dünyaya yanlış şekiller verdik. Hiçbir zaman yürürken arkamıza bakmadık. Hiçbir zaman ektiğimiz tohumlardan pişman olmadık.Dikkat edilecek olursak bir önceki şarkıda yıkımdan söz edilirken, bir sonraki şarkıda yıkımın sebebi ve sonucu olan insan nesli işlenmektedir. Konsept albümlerin önemli bir özelliğinden biri baştan sona kadar gelişen güfteler ve konuların birbirleri arasında bağlaç görevi görmesidir.
Okların hedefinde bu sefer homo sapiens sapiens; Modern İnsan! Buraya kadar tanrıya-dinlere karşı açtığı savaş ve acılarla dolu bir sevginin bitişine ulaşarak geldi W. Dane. İnsanlığın devam eden evrim süreci içerisinde geldiği-getirdiği nokta şairi ümitsizliğin dibine çekmekte, kendine de pay ayırarak birinci çoğul şahıstan konuşmaktadır. İnsanlık dünya üzerinde var olduğundan itibaren çevreye, doğal yaşama, kıtalara ve bunlarla mütevellit kendini var eden zemine saldırmıştır. Kusur ve hatalarla dolu insan bedeni fikriyatını da ortaya koyarak dünyaya hem psikolojik hem de fizyolojik olarak aciz, korkak ve iktidarsız bir nesil armağan etmiştir. Dane “görüyorum ümitsizliğin içerisindeki zaafımı” derken, ümitsizliğimizin kaynağının sadece zamanla törpülenecek zaaflarımızdan ibaret olduğunu anlatmaktadır. Zaaflarımızı kökünden kopartıp atmamız mümkün gözükmemekte. Fakat kalıcı hasarlar veren hatalarımızdan kurtulmamız ivedidir. Tanrı hatalarımızı bağışlasın!
The Lotus Eaters “Nilüfer Yiyenler”
“Bu bana neden oluyor? Neden ben terk edildim? Hiçbir şey artık acılarımı dindirmiyor. Lütfen… Kayıp gidiyorum.” Boşa tutuyoruz kaderin elini ve merak ediyoruz senin istemini Görüyorum ki kontrolün zalim ve mantık dışı Sağır kulaklara ulaşıyor mu kelimeler, çok mu cılızız yoksa Anlamaya çalış bizi lütfen. Körlemesine boşluklara düştük, bulmaca çok tuhaftı Uçar nilüfer yiyenler Takip ediyorum karmaşık desenli türü; Sinsi ve soğuk. Ve çiçek açar, bilinmeyene doğru. Lütfen Tanrım neden duymuyorsun bizi? Lütfen Tanrım, neden dinlemiyorsun bizi? Lütfen Tanrım, neden korkmak zorundayız senden? Lütfen Tanrım, neden aldın onu benden?Bu kez hikâyenin yönü değişiyor. “Nilüfer Yiyiciler” esasında Afrika’da bir kabile (veya Odyssey’de geçtiği üzere, nilüfer çiçeğine bağımlı bir grup), ve yedikleri nilüfer çiçekleri, hafızalarını kaybetmelerine neden oluyor. Peki, soru şu, hafızası olmayan birinin de Tanrısı var mıdır?
Poison Godmachine “Zehirli Tanrı-Makinesi”
“Şimdi ne istediğimi biliyorum… Boşluk ışığı yuttu ve makine ruhumu istiyor.”
Medya makinesi ne yaptığını çok iyi biliyor
Size zehri nasıl vereceğini biliyor
İşe yaramaz küçük yaşamlarınız için, işe yaramaz bilgiler
Televizyon pasifize eder ve yalan söyler
İzlediğiniz her şeye inanıyor musunuz?
Boşluğun çocukları, gelin takip edin beni
İnancınızdan ve kefaretinizden vazgeçin, kurtarıcı zaten görülmüyor
Ben yeni uyuşturucuyum, sizin zehirli tanrı-makineniz.
Zehir bir kelime, tanrı, bir kelime… Sizi korkutmak için!
Çoğu zaman olduğu gibi W. Dane son derece başarılı sosyolojik iğnemeler de bulunmuş ve bunların en belirgini Poison Godmachine`dir. Aksak ritmleri içinde kafanızı uçarcasına salladığınız bu şarkıda bulunan sözler de medyanın ve sosyolojik basınçta sürünen koyunların güzel bir anlatımını barındırıyor. 00.13’te giren bas riffi’nin 00.27’de aldığı hal, bir fenafillah makamı olsa gerek. Ve tabi bir de 01.00’da giren nakarat kısmının ana riff’ini oluşturmaktadır. O riff 04.18’te iyice evrilecek, 02.30 itibari ile de yerini J. Loomis ve T. Calvert solo kumpanyasına bırakacaktır.
All Play Dead “Bütün Oyuncular Ölü”
“Beni hala duyabileceğini biliyorum. Beni hissedebileceğini biliyorum. Zaman hiç değişmezken , onları besleyen için kadife uyku onu sakinleştirdi” Sen sarhoş edici kaderinin şarabısın. Zamanın eksenindesin, ben bu yüzden körüm. Özgürlüğünün düşüşüne şahit olmak Hepimizi izlerlerken, elveda demek yarınlara biraz daha Hepimiz ölüyü oynuyoruz.Yaralı hayvanları düşünün. Bir sonraki saldırı üzerlerine gelmesin diye ölü taklidi yapan. İşte onlara benzetiyor insanları W. Dane bu şarkıda. Bir kez daha, kayıp kız arkadaşı ile doğrudan ilgili olmayıp, kokuşmuş sistem eleştirisine takılıyoruz. Müzisyenlik, tahmin edilebileceği gibi mantık sınırlarını zorlamaktadır. Bol atraksiyonlu lower-mid tempo burada da kendini göstermekte. Başlangıç olarak doom’a yakın bir riff ve onu bağlayan hafif bir arpejli distortion. 02.08’de derinden giren çift kroslar. Ve 02.38 sonrasında heavy’den thrash’a kayan gitarlar!
Cenotaph “Anıt Mezar”
“Ve ben onun adına bunu inşa edeceğim. Rüyaların yenilgiye uğramasına izin vermeyeceğim, onun köleliği benim için sadece kulluk.” İçe doğan korkular omurgadan aşağıya sızar Havuzun içinde, yankılanır Duvarın arkasındaki hayalperest kadife uykusunda yatar O hareketsiz yatarken sağlıklı olmayacak Uyan. Hayalperest uyan. Uyan. Farkına var.Hikâyenin ‘depresyon’ kısmı için düşünülmüşe benzeyen ve neredeyse bir kuyudan seslenen operatik vokaller geliyor kulağa. Cenotaph kelime anlamıyla, bir mezarın üzerine dikilen anıtı sembolize etse de, genellikle mezar kazıldığında, altında ölüden geriye hiçbir şeyin kalmamış olduğunun fark edildiği mezarlar için kullanılıyor. Şarkı da sanki bu doğrultuda son derece ağır ağır mezarı kazıyor. Şarkıyı iyice vurucu hale getiren ise, mezar kazılırken çaresizce ona “uyan” diye bağıran W. Dane vokalleri oluyor. Ve T. Calvert giderayak bizlere son bestesini sunuyor. Lower-mid tempodaki riff’ler Bay Area Thrash Metali anımsatıyor.
No More Will “Daha Fazla İstek Yok”
“Bazıları için herhangi bir seçenek yoktur” Dünyanın silindiğini gördükçe, yaşamak için hiçbir isteğim kalmadı. İçimde hiç umut yok, zaten hayatım da hiçbir şey ifade etmiyor Biraz grinin tonları, yitip gideceğim yeniden. İnkârının kalbinden besle beni Bu kadife uyku sadece aptalların inancı Sil kendi gözyaşlarını, seni kendi yerime koymayacağım Vebayı bulaştır kendi rüyalarına, seni izliyor olmayacağım. Kurtar beni bu karmaşadan, Bu tozlu gözyaşları, nedenini bilen birinin sebepleri Hala hissediyorum seni burada, yağan yağmursun sen Acıyı canlı tutan sessin sen, ben de çıldırmış âşık Güçlü olmalıyım, çünkü aşk uzun uzun yakar, biliyorum.Hikâyenin sonuna geldikçe, W. Dane’in artık rüyalardan da, kayıp kız arkadaşın/nişanlının hayallerinden de kurtulmak isteyişini dinliyoruz. Bu şarkı da, ne yaparsa yapsın, bunun imkânsız olduğunu hatırlatıyor bizlere. Usul bir akustik arpejle başlayan şarkıda albümdeki en iyi sözlerden birine şahit oluyoruz: “Dünyanın silindiğini gördükçe, yaşamak için hiçbir isteğim kalmıyor.” İsyan gelişiyor. Aslında isyan neye karşı gelişiyor bilmiyorum. Kayıp kişiye isyan, onu suçlamak, belki de bir çeşit nefret geliştirerek kendi kendini soğutmaya çalışmaktadır.
Forever “Her Zaman”
“Neler ayrı ayrı konduysa, yine birleşecektir” Bu neon karası karanlıkta, hala onun yüzünü görüyorum Bana en karanlık saatleri getiriyor, umutsuzum Acı yeniden doğuyor Hep kalbimdesin, hiç ölmedin Sen ebedisin, hala merak ediyorum neredesin Biliyorum, rüya görüyorsun, biliyorum huzurlusun Rüya zamanı buluşacağım seninle; Ne zaman çağırsan geleceğim, sana doğru yüzeceğim Hep kalbimdesin, hiç ölmedin; sen ebedisin, Hala merak ediyorum neredesin; biliyorum neon karası rüyalar görüyorsun.W. Dane Ophidian intro’su ile açtığı konsept albümün dışına çıkmadan, sessiz ve derinden tekrar Clive Barker`ın Lord Of Illusions filminden alınma sözler ile hikayeyi sonlandırıyor.Metal müzik tarihinin en iyi bir kaç konsept albümünden biri, aynı zamanda metal tarihinin en büyük albümlerinden biri olarak Dreaming Neon Black’te biz şanslılara sunulmuştu. Artık NM, büyük sahnenin, ‘müzikten anlayan’ fanların, tahtına oturmaya hazırdı. Tüm dünyanın tahtına oturmalarına ise sadece bir sene kalmıştı…

